3 Kasım 2008 Pazartesi

“Hocam, sen virüs nasıl yayılır bilir misin?” 4 Perdelik Trajikomedi

Perde 1
“Tüm Kapatmalar Hukuka Aykırı isimli” yazı Leeds Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yaman Akdeniz ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, İnsan Hakları Merkezi üyesi Kerem Altıparmak tarafından yazılmış ve 20 Ekim'de bianet'te yayınlanmıştı. Oktar'ın bugüne kadar aynı gerekçelerle Silivri ve Gebze mahkemelerine yaptığı başvuruların sonucunda 61 sitenin erişime kapatıldığını hatırlatan Akdeniz ve Altıparmak, bu durumun mahkemelerin yorum yöntemlerini kullanmasıyla ilgili bir sorundan kaynaklandığını belirtiyordu. Buna göre, 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”u es geçen mahkemeler, hakaretle ilgili diğer düzenlemeleri uyguluyor. Oysa, konuya ilişkin özel bir düzenleme getiren 5651 sayılı kanunun uygulanması gerekir. Bu kanunda da sitelerin erişime kapatılması gibi bir düzenleme bulunmuyor. Akdeniz ve Altıparmak, hali hazırda kapatılacak siteye kapatmadan önce savunma hakkı verilmediğine, birçok durumda kapatmaya gerekçe gösterilmediğine de dikkat çekiyordu.

Yazının tamamı:
http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/110319/internete-karsi-adnan-hoca-tum-kapatmalar-hukuka-aykiri

Perde 2
A.O ve avukatları Bianet’e, aba altından soba gösteren bir tehdit mektubu yollarlar, ki bu mektubun tarzı yaklaşık şöyledir:
“Sitedeki, müvekkillerim ile ilgili söz konusu hukuka aykırı yayınların 24 saat içinde yayından çıkarılmasını talep ediyor, aksi halde bu yayınların kaldırılması amacıyla mahkemeye başvurmak zorunda kalacağımızı ihtaren bildiriyoruz. Benzeri durumda, Türk Mahkemeleri başta wordpress.com, richarddawkins.net, egitimsen.org.tr ve groups.google, gazetevatan.com sitesi olmak üzere çok sayıda internet sitesine Türkiye’den erişimi yasaklamışlardır. Bu nedenle milyonlarca kişi halen bu sitelere Türkiye’den ulaşılamamaktadır.”

Yazının tamamı:
http://privacy.cyber-rights.org.tr/?p=210

Perde 3
Bianet bu tehdite aldırmaz, avukatlara sorar, ilgili yazıda hakaret içeren hiçbir şey olmadığını vurgular, bir de utanmadan “kapamıyoruz” diye bir yazı koyar ana sayfasına.

Yazının tamamı:
http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/110527/adnan-oktarin-kapatma-tehdidiyle-yayindan-yazi-kaldirmiyoruz

Perde 4
Ama işte internet öyle bir şeydir ki, okunmasını istemediğiniz yazılar bile, bir bakarsınız bloglarla, gazete yorumlarıyla, facebook’la, email gruplarıyla, ekşi’de, sosyomat’ta, wiki’de, bigu’da, friendfeed’de, twitter’da ve daha binlerce sosyal platformda birden yayılıverir, nereyi temizleyeceğini, sansürleyeceğini şaşırırsın. Bu bilgi çağında bilgiye erişimi engellemek zor be hocam, ne yaparsın.

Ha bir de, tdk.gov.tr katkılarıyla bilginize sunarız:
Eleştiri - is. 1. Bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi, tenkit.
Hakaret - is. (haka:ret) 1. Onur kırma, onura dokunma. 2. Küçültücü söz veya davranış.

Sansüre Sansür Hareketi
http://www.sansuresansur.org

21 Eylül 2008 Pazar

18 Eylül 2008 Perşembe

22 Ağustos 2008 Cuma

Dünün Haberi

Tamam aslında ben yazana kadar bir önceki günün haberi olmuş, ama olsun...

Çevre Dostu HES'ler 10 Megavat, Türkiye'de neden 50 Megavat? (KAYNAK: 20.08.08 tarihli Milliyet)

Bir de yine 20 Ağustos tarihli Vatan Gazetesi'ndeki bir haberin ilk paragrafı:

İSTANBUL’a Melen Çayı'ndan su pompalaması amacıyla, Sakarya’nın Kocaali İlçesi’ne bağlı Ortaköy Beldesi’nde Melen Çayı üzerinde Devlet Su İşleri tarafından yaptırılan regülatör, kuraklık nedeniyle göl alanında su seviyesi düşünce İstanbul'a su pompalamayı durdurdu. Melen Çayı’ndaki regüratörün bulunduğu alanda su seviyesi bir ay önce 50 kodu gösterirken, bugün 01 seviyesine kadar düştü.

Günün Haberi

Maçta rakı reklamına ceza tuhaf bulundu (kaynak: NTVMSNBC)

16 Ağustos 2008 Cumartesi

Bir playlist

Bir önceki yazımda şöyle demiştim ya "...Bir yanda VH1 açıktı televizyonda, ara ara dikkatimi dağıtsın diye hoşuma giden şarkıları da bir kenara not ederek devam ediyordum..."

O bir kenara not ettiğim şarkıları toparladım, mini bir playlist yaptım, 8 şarkılık. Buyrun, dinleyin, belki hoşunuza gider...

12 Ağustos 2008 Salı

Sabahın altısında sahil yolu

Şu sıralarda iş için sayfalarca yazı yazmam gerekiyor. Yazmam gerekiyor derken Word'de falan değil, düpedüz el yazısı, talep eden öyle talep ediyor çünkü! İlkokul çağına döndüğüm, bilgisayar kullanamadığım, mürekkepli kalemle hazırladığım bir ödev. Resmen ev ödevi. Bu yaşta hem de! Verdiğimiz dönem ödevlerini acımasızca hatırlatan bir komedi...

Düzensiz uykumun bir sonucu olarak geçenlerde akşam yazmaya başladığım bu ödevden (toplamda 100-150 sayfayı bulacak herhalde, el yazısıyla!) kafamı resmen sabah ezanıyla kaldırdım. Bir yanda VH1 açıktı televizyonda, ara ara dikkatimi dağıtsın diye hoşuma giden şarkıları da bir kenara not ederek devam ediyordum, değişiklik olsun dedim; Efes Pilsen yerine yeşil çayı tercih ettim, bir iki paket Eti Form ile... (Ülker değil Eti :) ) Harıl harıl yazarken, önce VH1'daki müziklerin yerini "chillout"a bırakıp yavaşlamalarıyla bir gariplik hissettim, ardından da sabah ezanı geldi zaten.

O noktada o gün için defteri kapatmam gerektiğini düşündüm, ama yatarsam da akşamüstünden önce uyanamayacağımı farkettim. Benim uyanık olduğum sabahın körü saatinde annemle babamın eve geleceklerini hatırlayınca, uyumadan onları görmeye gitmek çok mantıklı geldi bir anda.

Sabahın altısında çıktım evden, ve canım E5'i değil Bakırköy'den Etiler'e gitmek için sahil yolunu istedi. Geçen gün Sarper bisikletiyle gittiğinden biliyorum, yaklaşık 25km lik bir mesafe. Yani, sabah trafiğin boş olduğu saatlerde 20 dakikadan fazla değil.

Önce, etrafıma bakmaksızın ne kadar çok yazı yazdığımı düşündüm çıldırmış gibi. Sağ bileğimde belli belirsiz bir sızı, sanki yetiştiremeyecekmişim gibi yazmışım... İlkokul ikide yetiştirememiştim, o geldi aklıma birden! Bizim zamanımızda (1979-83 arası), ilkokul konuları (Hayat Bilgisi) ünite ünite işlenirdi, ve her üniteye başlarken temiz defterlerimize ünite'nin konusunu, amaçlarını falan yazan bir kapak yapardık. Ünite denilen şeyi cazip kılma cabası herhalde. Ama yaz yaz bitmezdi o, kaynakça gibi, dizin gibi birşey olurdu, tahtaya yazılırdı, biz oradan deftere geçirirdik, tahta yetmezdi silinir, devamı yazılırdı. 2. sınıfta, herkesten küçük ve çelimsiz olarak ellerim ağrıya ağrıya o ünite kapağını tahtadan temiz yaza yaza defterime geçirmeye çalışırken kafamı kaldırdım, ve tahtanın silindiğini gördüm! Nasıl bir ruh haliyse o, direkt ağlamaya başladığımı hatırlıyorum, ve sonra öğretmen sorduğunda yetişemediğimi, tahtanın silindiğini hıçkırıklar içinde söylemeye çalıştığımı... Öğretmen sonra sınıfın çalışkanlarından birinin tertemiz defterini vermişti bana, akşam evde yazayım diye...

Sahil yolunda ilerlerken, Yenikapı'ya doğru, ilkokul 2'ye dönüp o yetiştiremediğim yazıyı hatırladıktan sonra, bir silkinip tekrar 35 yaşıma geri döndüm. (Evet, 35!) Ve sabahın altısında, etrafta koşan (ve denize giren!) üç beş kişi haricinde kimse yokken sahilin, denizin, ve sonuçta İstanbul'un ne kadar güzel olduğunu düşündüm bu sefer. "Kıymetini bilemiyorum ben bu şehrin" dedim, "tadına varamıyorum... Hakkını veremiyorum. Sarper hakkını veriyor bu şehrin mesela, ama ben veremiyorum". Sonra hakkını verebileceğim zamanlarda da İstanbul'dan uzak olduğum aklıma geldi. Uzak bir yerlerde okuduğum, uzak başka bir yerlerde çalıştığım dönemler geçti kafamdan. Göçebe gibi, İstanbul'dan belki de en uzak olmamam gereken ama uzak olduğum zamanlar. Yaklaşık 10 senelik bir süreçte İstanbul'da kesintisiz bir seneden fazla geçiremediğim zamanlar. Bir gün birisinin İngilizce'me yaptığı yoruma kızmış, "hayatımın neredeyse üçte birini ingilizce konuşan ülkelerde geçirdim ben!" demiştim bir hırçınlıkla, ingilizceme laf edilmesinden mi, yoksa hayatımın üçte birinin İstanbul'dan uzak geçmesinden mi? "Ama" dedim sonra, arabanın kliması kapalı her iki camı da açıkken, o deniz kokusu içinde "yine de güzel işte..." Barbaros Bulvarından yukarı vurmaktan vazgeçip, sahilden devam etmeye karar verdim, Bebek'ten çıkma niyetiyle. Sessiz bir coşkuyla "Güzel işte..." dedim ama sonra sessiz coşkuma, kendi başıma aldığım bu zevke şaşırdım.

Geçen kış, Sarper'i Volda'da ziyaret ettikten sonra, tatilime devam etmek için Münih'e geçmiş, kayak tatilimiz için ertesi gün bana katılacak arkadaşları beklerken kendi başıma Münih'te bir gün ve gece geçirmiştim. Elimde bir harita, dolaşıp gezdikten sonra bir anda en turistik meşhur BierKeller'i bulmanın sevinciyle girdim, 10'ar kişilik tahta masalardan birine ilişmek başta biraz garip geldiyse de, sonra oturdum. Masada bir ben, bir Amerikalı, bir de Alman çift vardı, sonra onlara 70 yaşında bir kadın ve bir gay çift katıldı. Ben kendimi 3-5 kelimelik almancamla konuşurken buldum, ve olayın absürdlüğü içinde (teyze benim saç traşımı çok sevmişti, ve ben almanca ne demek istediğini bir türlü anlayamamıştım, sonra gay'lerden bir tanesi bana "she says she loves your haircut" deyince, "my haircut?" demiştim üç beş masanın duyacağı bir volümle, elimde kimbilir kaçıncı litrelik bira bardağıyla!) içtim ve eğlendim. Fonda da askılı yeşil şort ve tüylü şapkalarıyla boru çalan müzisyenler tabii. ("Bir çalgıcının hikayesi"ne yapılan bir çağrışım :) )

Yollarda sızmak istemediğimden, otelime giden son metroyu yakalayabilmek için oradan çıkınca, ilk işim Sarper'i aramak oldu. "Evet evet, Münih'e geldim sağ sağlim, herşey güzel. Olm burda tam bir alman birahanesi buldum, bir masaya oturdum, çok komikti, herhalde 5 litre bira içtim! bıdır bıdır bıdır" (ki Sarper o noktada ne kadar Volda'da baymış durumda ise, ben de o noktada bunu farketmekten o kadar uzak durumdaydım!)

Aylar sonra tekrar birbirimize (İstanbul'da) kavuşunca, bu konu açıldı bir rakı sofrasında, ve Sarper bana yanlız gezmenin ne kadar sıkıcı birşey olduğunu, benim bundan alabildiğim zevke ve coşkuya şaşırdığını ve bu konuda bana hiç benzemediğini söyledi. O da Volda dönüşünde yer yer yanlız gezmişti, ama tat vermemişti işte. Bakıyoruz, BSS-Bahn'ın Berlin durağı bunun canlı bir şahidi!

Tam bu noktada Bebek'ten Etiler'e çıkacak yokuşun başına geldim, yokuşta kaybedeceğim sahil yolunu bir kez daha görme fırsatını kaçırmamak için, düşüncelerimden çıkıp Ab'bas'tan sonra başlayan denize daldım, bir an için, ve rampaya vurdum.   Sabahın altısında 25kmlik sahil yolunun hem yanlız başıma beni bu kadar heyecanlandırmasının hem de düşünceler arasında bu kadar gezdirmesinin şaşkınlığıyla usulca süzülüverdim eve...